Mersin Sahillerinde Denizanası Alarmı

slide background

Meü

slide background

Meü

slide background

Meü

slide background

Meü

slide background

Meü

slide background

Meü

slide background

Meü



Mersin’in 321 kilometrelik sahil şeridinin bazı bölümlerinde kıyıya vuran göçmen denizanaları, vatandaşta korku ve paniğe neden olurken, bilim insanları yaşananların deniz ekosistemindeki bozulmayı gözler önüne serdiğini söyledi.


Geçtiğimiz günlerde Mersin’in Erdemli ilçesi sahilinde görülen denizanaları bu kez de Silifke ilçesindeki Kum Mahallesi sahilinde toplu olarak görüldü. Sahilde yürüyüş yaparken durumu fark eden çevre sakinleri çevreci sivil toplum örgütü temsilcilerine bilgi verdi.

Kiminin kumsaldan hem uzaklaştığı, kiminin de merakı nedeniyle bol bol fotoğraf ve videosunu çektiği sahile vuran denizanalarının, deniz ekosistemindeki bozulması nedeniyle her geçen gün artan popülasyon kaynaklı olduğunu belirten Mersin Üniversitesi (MEÜ) Deniz Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Deniz Ayas, Kızıldeniz’den gelen popülasyonun Mersin Körfezi'nde yerleşik hale geldiğini söyledi.

“Dikkat ve endişe yaratmıştır”

Popülasyon artışının temelinde insanoğlu tarafından yaratılan tahribatın yattığına dikkat çeken Merkez Müdürü Prof. Dr. Ayas, "Mersin kıyılarında son günlerde gözlenen yoğun denizanası birikimleri kamuoyunda dikkat ve endişe yaratmıştır. Sahillere vuran bu canlılar, Kızıldeniz kökenli göçmen türlerin Doğu Akdeniz’de giderek artan ve artık yerleşik hale gelen popülasyonlarının bir sonucudur. Bu durum, anlık bir doğa olayı olmanın ötesinde, deniz ekosisteminde yaşanan değişimlerin açık bir göstergesidir.  Deniz ekosistemleri hassas dengeler üzerine kuruludur. Ancak günümüzde bu dengeler, insan faaliyetleri nedeniyle çok yönlü baskı altındadır. Aşırı ve seçici balıkçılık, özellikle planktonla beslenen küçük pelajik balıkların azalmasına yol açarak besin ağında kritik bir boşluk oluşturmuştur. Bu boşluk, hızlı üreyebilen ve geniş tolerans aralığına sahip denizanaları tarafından hızla doldurulmaktadır. Buna eşlik eden deniz suyu sıcaklıklarındaki artış ve kirlilik yükü, bu türlerin çoğalmasını daha da kolaylaştırmaktadır. Bu tablo yalnızca Mersin Körfezi’nde değil, tüm Doğu Akdeniz genelinde gözlenen yapısal bir dönüşümün parçasıdır," dedi.

“Ekosistemin tüm besin ağı yeniden şekilleniyor”

Sahillere vuran denizanalarına karşı da dikkatli olunması gerektiğini ifade eden Ayas, "Bu süreci anlamak için üç temel ekolojik kavram birlikte değerlendirilmelidir: metabolik yarılma, ekosistem rejim değişimi ve trofik kaskad. Metabolik yarılma, insan ile doğa arasındaki madde ve enerji döngülerinin kopmasını ifade eder. Denizlerde bu durum; kirlilik, besin tuzu yüklenmesi ve doğal üretim-tüketim dengesinin bozulması şeklinde kendini gösterir. Bu kopuş, sistemin kendi kendini düzenleme kapasitesini zayıflatır. Bu zayıflama belirli bir eşik aşıldığında ekosistem rejim değişimine yol açar. Yani sistem, eski dengeli durumundan çıkarak yeni ve çoğu zaman daha düşük biyolojik çeşitliliğe sahip bir dengeye geçer. Balık baskın bir sistemden, jelatinöz organizmaların (denizanaları gibi) baskın olduğu bir yapıya geçiş, bu tür bir rejim değişiminin tipik örneklerinden biridir. Bu dönüşümün mekanizması ise trofik kaskad ile açıklanır. Besin ağının üst basamaklarında yaşanan kayıplar, alt trofik seviyelerde zincirleme etkiler yaratır. Örneğin, planktonla beslenen balıkların azalması yalnızca bir tür kaybı değil; aynı zamanda planktonun ve dolaylı olarak denizanalarının kontrolsüz artışı anlamına gelir. Böylece ekosistemin tüm besin ağı yeniden şekillenir," diye konuştu.

“Akdeniz’de ekolojik denge değişiyor“

Artan popülasyonun, Akdeniz’in durumunu gösteren bir’ ‘uyarı’ olarak okunması gerektiğine dikkat çeken Merkez Müdürü Prof. Dr. Ayas, “Bugün Mersin kıyılarında gözlenen denizanası yoğunluğu, işte bu üç sürecin birlikte işlediğini gösteren somut bir göstergedir. Bu durum, yalnızca bir tür artışı değil; ekosistemin işleyiş mantığının değiştiğine işaret etmektedir. Vatandaşlarımızın özellikle dikkatli olması gerekmektedir. Sahile vuran denizanalarına kesinlikle temas edilmemelidir. Bu canlılar ölü olsalar dahi yakıcı hücrelerini bir süre korumakta ve temas halinde ciddi cilt reaksiyonlarına neden olabilmektedir. Ayrıca deniz içerisinde yalnızca bütün bireyler değil, kopmuş parçalar da bulunabilir ve benzer riskler taşımaktadır. Bu nedenle özellikle çocuklar ve hassas bireylerin, denizanasının yoğun olduğu alanlarda denize girmemeleri önemle tavsiye edilmektedir. Denizanası artışı bir neden değil, bir sonuçtur. Bu tablo, Akdeniz’de ekolojik dengenin değişmekte olduğunun güçlü bir göstergesidir. Denizlerimizin sağlığını korumak için, balıkçılıktan kirlilik yönetimine kadar tüm süreçlerde ekosistem temelli yaklaşımların benimsenmesi artık kaçınılmazdır” ifadelerini kullandı.


  • 2026-04-10 16:51:55
  • 9